Vücuda destek olan sırtı önemsememek hiç doğru değil. Sırt ağrıları milyonlarca insanın ortak sorunu. Özellikle gelişmiş ülkelerde sırt sorunları önemli bir probleme dönüştü. Bunun için sırt sağlığına özen göstermeliyiz.
Yapılan bir araştırmaya göre sırt ağrılarından yakınanların yüzde 35’i için sırt ağrıları kronik bir soruna dönüşüyor. İnsanların sırtları neden ağrır? Tıp uzmanları başlıca nedenleri şöyle sıralıyorlar: Kötü duruş, incinme, stres, hamilelik, yaşlılık ve aşırı kullanma.
Duruşa dikkat
Eğer düzgün durmayı ilke edinirseniz sırt ağrılarınızın azaldığını göreceksiniz. Bir süre sonra da hiçbir şikayetiniz kalmayacak. Otururken öne doğru eğilmemeye dikkat edin. Omuzlarınız öne doğru gelmesin. Sürekli olarak omuzlarınızı geri itin ve midenizi içinize çekin. Böylece vücudun ağırlığını eşit olarak çeşitli bölgelere dağıtmış olursunuz. Sakın bacak bacak üstüne atarak oturmayın. Bu alışkanlık kan dolaşımını zorlaştırır. Eğileceğiniz zaman sırtınızı öne eğmeyin. Dizlerinizi kırarak diz çökün. Böylece sırtınıza fazla yük binmesini önlersiniz. Alışverişten dönerken, yükü bir elinizde taşımayın. İki ayrı çanta ya da torbaya eşit miktarda malzeme koyun ve öyle taşıyın. Sırtınız ve omuzlarınız arasında denge kurulmasını sağlamakla, sırt ağrısı çekmekten kurtulursunuz.
Ağrılara neden olan hastalıklar nelerdir ?
Schuermann hastalığı:
Boyun ve bele göre sırttaki omurlar daha az hareketlidir. Bu nedenle büyüme çağında kan dolaşım problemlerine ait omur düzeyindeki gelişim hastalıkları en çok sırtta görülür. Büyüme çağında kas, eklem uyumsuzluğu yaşayan çocukların sırtlarında ortaya çıkan kifoz adı verilen yuvarlılık, kamburlaşma sırt ağrısına neden olabiliyor. Hastalığın habercisi olabileceği gibi bu dönemde öne doğru eğilmelerden de kaynaklanabilir. Skolyoz, çocukluk ve genç erişkinlik dönemlerinde omurganın üç boyutta eğrilmesi sırt ağrısıyla kendini belli edebilir. Bu sırt ağrıları hareketle artan dinlenmeyle geçen özelliktedir.
Enflamatuar (İltihaplı) romatizmal hastalıklar:
Enflamatuar, gece ağrıları diye adlandırılan bu sırt ağrıları hastalığın en çok bilinen belirtisidir. Gecenin ikinci yarısında uykudan uyandırabilecek şiddette görülür. Ağrıların yanı sıra eklem şişmeleri, sabah sertliği şikayetleri ortaya çıkar. Romatizmal hastalıklarda erken tanıyla, hastalık nedeniyle Devamını Oku…
Vaginanın herhangi bir etkenle iltihaplanmasına “Vaginit” denilmektedir. Vagina iltihabına yol açan bakteri, mantar, virüs gibi canlı etkenler de vardır. Ancak hastanın yaşına göre etkenlerin görülme sıklığı değişmektedir, örneğin, ergenlik öncesi ya da menopoz sonrası dönemde “Nayseria gonorea” vaginit etkeni olarak sık görülürken, cinsel yönden aktif olunan dönemlerde kadınlarda vaginitlerin en sık rastlanan etkenleri “Trikomonas vaginalis”, “Kandida albikans”, “Herpes virüs”, “Hemofilus vaginalis” olmaktadır. Bilindiği gibi vaginada, streptokoklar, stafilokok-lar, difteroidler ve döderlein basilleri gibi çeşitli mikroplar normal olarak bulunmaktadır. Erişkin bir kadının vaginasmdaki epitel hücrelerinde bulunan glikoz, döderlein basilleri tarafından laktik asite dönüştürülerek, vagina pH’ı 4.5-5 gibi hafif asit olmaktadır. Vaginadaki bu hafif asitlık durumu ise, onu çeşitli mikrobik iltihaplara karşı korumaktadır. Bu özellikle gonore mikrobu için önem kazanmaktadır.
… Vagina iltihaplarının en özgün belirtisi, bir vagina akıntısının (lökore) görülmesidir. Buna ek olarak hasta, vaginasında yanma ve kaşıntı hisseder. Bu son iki durum özellikle idrar yapma sırasında şiddetlenir. İdrar yapmı-sırasında gelişen yanma hissi, sıklıkla mesane iltihabı yani^’Sistit” kuşkusunu uyandırır. Vagina iltihaplarının tedavisinde istenilen başarının sağlanabilmesi için iltihap etkeninin tanınıp, buna yönelik etkin antibiyotik uygulamasına başlanması gerekir. Bazı vakalarda östrojen hormonundan da yararlanılmaktadır. Östrojen özellikle ergenlik öncesi ve menopoz sonrası hastaların vaginasınuı iç yüzeyini örten mukozayı kalınlaştırmakta, -buradaki hücreleri çoğaltmaktadır. Hücreler çoğaldığındaysa glikoz dolayısıyla da laktik asit üretimi artmaktadır. Bu ise vaginanın asitliğini artırmaktadır. Asitliği ve mukoza kalınlığı artan vaginanın iç yüzeyi ise iltihaplara karşı direnç kazanmaktadır.
Rahim gövdesinde gelişen kanserlerin yaklaşık % 95′i “Adenokrasinom” dur. Bilindiği gibi adenokarsinom, bez epitelinden kaynaklanan kanser türüdür. Hastalığın belirme yaşı ortalama olarak 6O’dır. Kaba görünüş olarak kanser, rahim gövdesinin endometrium tabakasına yaygın ya da yerel olarak yerleşir. Yaygın biçimde adenokrasinom, ülserli ve nekrozlu alanlara da sahip olur. Kanserli doku, ilerlemiş vakalarda, rahim kaslarına ve ra-himin en di tabakası olan seroza tabakasına kadar yayılır. Yerel büyüme gösteren adenokrasinomların ise rahimin derinliklerine yayılma eğilimleri çok fazladır. Menopoza girmiş kadınlarda, ileri yaşlarda, endometrium hiperplazisi gelişmiş rahim gövdesinde adenokrasinom gelişmesi riskini son derece yükseltmektedir. Adenokrasinomun genellikle ilk rastlanan bulgusu, adetten kesilmiş bir kadında yani menopoza girmiş bir kadında yeniden bazı kanamaların belirmesidir.
… Bir diğer belirti ise vaginadan sulu bir akıntının gelmesidir. Bu akıntı kısa süre sonra kanlı bir özellik kazanabilmektedir. Rahim gövdesi adenokrasinomu vakalarının % 70 kadarı menopoza girmiş kadınlarda görülür. Yüksek tansiyonlu (hipertansiyon), şişman ve şeker hastalığı (diabetes mellitus) olan kadınlarda endometrium kanseri daha sık olarak görülmektedir.Hastalığın tedavisinde cerrahi, ışın ve hormon tedavilerinden yararlanılmaktadır denilebilir..
Bartholin bezlerinde iltihaplanmaya yol açan, en sık görülen etken bel soğukluğu mikrobudur (Neisseria gonormoeae). Stafilokoklar streptokoklar ve escherichia coli mikropları da iltihaplanmaya yol açan diğer etkenlerdir. Genellikle bir taraftaki bartholin bezi iltihaplanır. Başlangıçta bartholin bezinin kanalında olan iltihap, zamanla içeri yayılarak bartholin bezini tutar ve apseye yol açar. Zamanla iltihap nedeniyle bartholin bezinin salgısını boşaltan kanalın daralması ya da tümüyle kapanması, ifrazatın boşalmamasına ve içerde birikmesine neden olacağından, kist oluşur. Hastalığın başlangıcında cinsel birleşmeler ağrılıdır, vulvaya dokunmakla bir ağrı, duyarlılık vardır. Zamanla vulvanm bir yarısının şiştiği, kızardığı ve dokunmakla ağrının arttığı görülür. Başlangıçta henüz apse oluşmamışsa, antibiyotik, ağrı kesiciler ve yatarak dinlenme yararlıdır. Fakat apse oluşmuşsa bunlar yetersiz kalır ve cerrahi küçük bir müdahale ile iyileşme sağlanır..
Kaşıntı rahatsız edici, sevimsiz bir duyudur. Vücudun belirli mt bir bölgesiyle sınırlı olabilir ya da tümünü etkileyebilir; çok kısa sürebileceği gibi, günler, haftalar, aylar boyunca da insana sıkıntı verebilir. Şiddeti değişkendir, ama hemen her zaman dayanılması ağrıdan daha zordur.Öznel kaşıntı duyusu insanda doğduğu andan başlayarak vardır. Örneğin, yenidoğanın doğumdan hemen altı saat sonra gözkapaklannda kaşıntı duyduğu ve bunun derinin öbür bölgelerine de yayıldığı bilinmektedir. Kaşıntının şiddeti kökenindeki hastalıkla, kişinin dayanma gücüyle ve Özellikle de ruhsal durumuyla yakından ilişkilidir; bunlara bağlı olarak çok değişir. Gerçekten de sinirleri zayıf (nevrastenik) ya da alkolik olan, yani kolay sinirlenen kişiler sık sık dayanılmaz kaşıntılardan yakınırlar. Kaşıntı bazen ani bir nöbet halinde başlayarak hızla şiddetlenir. Nöbetin başlangıcında hastada birden kaşınma isteği uyanır; bu istek gittikçe güçlenir ve kaşıntı hafifletilemez hale gelir. Hasta kaşındıkça daha çok kaşınmak ister, daha sert hareketlerle, kendini tırmalar gibi kaşınır ve tırnaklarıyla derisini zedeleyebilir. Zedelenme ve sıyrıkların uyandırdığı ağrı, zamanla kaşıntı duyusunu bastırır. Kaşıntı nöbetlerinin sık sık yinelemesi hastada derin bir iç sıkıntısı yaratır. Bitkin düşen hasta bazı çok ileri olgularda intiharı düşünmeye başlayabilir.
…
Ruhsal Kökenli Kasıntı
Herhangi bir nedenle açıklanamayan genel kaşıntı nöbetleri sinirli ve sürekli gergin insanlarda özellikle sık görülür. Tümüyle normal insanlar da belirli sıkıntı, aşın duyarlılık ve suçluluk duygusuna kapılma dönemlerinde kaşıntıya tutulabilir. Bazı uzmanlar kaşıntı duyusunun gerçekte kendi kendini cezalandırma isteği, kendine yönelik bir tür erotizm ya da bir yoksunluğun dışavurumu olabileceği görüşündedir..
Sitemizde Goo
Rahim ağzında doku tabakasının değişim sonucu kırmızı, yaraya benzer bir durumun oluşmasıdır. Yara ve erozyon sözcükleri hastalığın asıl karakterine uymamaktadır. Çünkü gerçek bir yara, yoktur. Bazen kronik servisitle birlikte bulunur. Normal gebelik döneminde ve doğum kontrol hapları kullananlarda sıklıkla görülür. Doğumdan sonra ya da doğum kontrol haplarının bırakılmasından sonra genellikle kaybolur. Servikal erozyyonlarm, servikal kanserle bir ilişkisi yoktur. Erozyonların çoğu bir yakınmaya neden olmaz ve tedavi de gerektirmez. Kanlı, mukuslu bir akıntıya ve cinsel birleşme sonrası kanamalara yol açabilir. Böyle durumlarda, bir hekim tarafından hastalığın değerlendirilmesi gerekir.